Bu yazı ilk kez 03.08.2006 tarihinde yayınlanmıştır.
 

İstanbul’da yaşıyorsanız günün erken saatlerinden itibaren gecenin geç saatlerine kadar görmek mümkündür onları. Bazen bir erkek, bazen bir kadın, bazen de bir çocuk. Bazen tek başlarına, bazen de yanlarında daha yürümeyi yeni öğrenmiş bir çocuk ya da sırtlarında sarılı bir bebekle çıkarlar karşımıza. Ellerindeyse genellikle tekerlekli büyük bir çuval. O çuval o gün o gece, sabaha kadar da sürse kâğıt, plastik metal vb. para edecek ne varsa onlarla dolmak zorundadır. Çünkü çöpten çıkardıkları şeyler onların evine ekmek olarak dönecektir.

“İstanbul’un çöpü de altın!”

Türkiye’de yapılan araştırmalarda artan nüfusla birlikte çöp oranlarında da ciddi bir artışın olduğu gözlendi. Gelişen teknoloji haliyle çöpe de yansıdı. Artışın en büyüğü tahmin ettiğiniz gibi İstanbul’da. Ve çöp toplayıcıları için en değerli atıklar da İstanbul’da. Taşı toprağı altın şehrin çöpü de altın oluveriyor çöp toplayıcıları için.

Bir zamanlar alışverişe filelerle ya da kese kâğıtları ile gider gelirdik. Ancak şimdi sokakları ve çöpleri naylon poşetler kapladı. Çöpleri gözden geçirdiğimizde büyük oranda naylon poşetleri görüyoruz. Çağımız bir bakıma naylon poşet çağı… Son zamanlarda turpgiller, tere ve kolza gibi bitkilerden geri dönüşümü mümkün olup, kısa zamanda toprağa karışan naylon ve plastik üretimi yapılıyor. Bu da işin sevindirici boyutu.

Geri dönüşümü sağlayan tesisler ülkemizde maalesef yeterli düzeyde değil. Avrupa ve ABD pazarında çöpten kazanılan milyar dolarların olduğunu duyunca ister istemez şaşıyoruz. Zaten AB ülkeleri çöp ayrıştırma ve geri dönüşüm projelerini tamamlamış. Öyle ki evdeki kâğıt veya organik çöp konteynırına cam veya plastik şişe atamazsınız. Sizi gören olursa anında uyarır veya belediyeye haber verir. Siz de ceza ödemek zorunda kalırsınız. Ayrıca yabancı uyruklu iseniz sınır dışı tehlikesi edilmeniz bile söz konusu olabiliyor.

Ülkemizde günde yaklaşık 70 bin ton çöp üretiliyor ve bu üretilen çöpün yaklaşık 10 bin tonu sadece İstanbul’da üretiliyor. Oysa bundan 100 yıl önce bu atığın varlığından bile söz edilmezdi. Çünkü o dönemlerde insanlarda israf korkusu vardı, ancak Türkiye’de son yıllarda sofradan artan yaklaşık 15 milyon ekmek her gün çöpe gidiyor. Bu rakam İstanbul’da 3 milyon.

Son zamanlarda İstanbul’dakiler başta olmak üzere bazı geri dönüşüm tesisleri ÇEVKO öncülüğünde yapılıyor. Örneğin atık camlar Şişecam tesislerinde yeniden kullanılabilir cama dönüşüyor. Ancak pil, kâğıt, plastik ve daha niceleri geri dönüşümü olan ancak yeterli düzeyde bilinçlenme ve tesis olmadığı için çöp dağlarında hayatımızı tehdit ediyor.

Son umut: Çöplükler

Günümüzde çöp dağlarına paralel işsizlik de bir o kadar artınca iş arayışında olan insanlar, geçimlerini karşılamak için çöplerin arasına daldılar. Her birimizin sokak arasında, cadde üzerinde hemen her gün karşılaştığı ama umursamadığı çöp toplayıcılarının dramları işte burada başlıyor. Geri dönüşümü olan atıkları, pisliğe bulanmış bebek bezinden tutun da kokmuş yemek artıklarına kadar her türlü çöpün arasında dakikalarca o kokuya katlanarak işe yarar bir şey aramaları insanın içini sızlatıyor.

Eskiden sokak aralarında ya da caddelerde plastik, metal ya da kâğıt parçalarına çok sık rastlardık. Ancak şimdilerde, hiç dikkatinizi çekti mi bilmem, bu tür atıkları artık pek göremezsiniz. Bu durum sanmayın belediyeler çok çalıştığı için. Elbet belediyeler de çok çalışıyordur, ama bu durumun asıl sorumluları sabahın erken saatlerinde yola koyulan çöp toplayıcıları.

Düşünmeden edemiyor insan

Acaba nasıl bir duygu bu? Birkaç dakika önce içini aradığı çöp konteynırına yeni bir çöp konulmuş olması ihtimaliyle koşulan; ya da o kadar pis kokuya ve pisliğine rağmen deşilen ve içinden işe yarar bir şey çıkmayan çöpler. Tiksinme duygusunu kaybetmek; sırtında bir çocukla çöplerin arasında elinden tutan diğer çocuğunun rızkını aramak… Ve o çocuğa hayatı anlatabilmek…

Çöpteki hayatlar

Çöp toplayıcılarının yanlarına yaklaştığımızda önce ürkek, çekingen bakışları sarıyor bizi. İyice yaklaşıp hallerini sorduğumuzda “Görmüyor musun?” diye çıkışıyorlar. Haklılar, görünenler her şeyi açık seçik anlatıyor. Bir fotoğraf çekmek istediğimizde, konuşmak için yaklaştığımızda, ya karıştırdıkları çöpü bırakıp kaçıyorlar ya da çekmemizi istemiyorlar. Öyle ya! Bir dergide fotoğrafın çıkacaksa böyle olmamalıydı! Tavırlarında haklılardı.

Yaklaşabildiklerimizden biri anlatıyor. 20 sene kadar önce İstanbul’a daha iyi yaşamak için Anadolu’dan göç etmişler. Ancak işler hiç de istedikleri gibi gitmemiş. 9 çocuk ve anne babadan oluşan bu aile karın tokluğuna toplayıcılığa o zamanlarda başlamışlar. Çocuklardan okuyan yok. Bir çoğu hâlâ çöp dağlarından ekmek çıkarmaya çalışıyor.

Bir başka çöp toplayıcısına yaklaşıyoruz, zor da olsa! Biz çöplere yaklaşırken bile tiksinti duygusu içine girerken onlar nasıl oluyor da tiksinme duygusunu yok edebiliyorlardı. Sorduk ve aldığımız cevap tokat gibi: “Ne tiksinmesi! Açız kardeşim! Açız!”

Konu ile alakalı yapılan araştırmaları incelediğimizde ortaya öyle acı görüntüler çıkıyor ki şaşırmamak mümkün değil. Bursa Hurdacılar ve Geri Dönüşümcüler Odası Başkanı Mustafa Dursun, Bursa’da tam 2 bin vasıfsız insanın hayatını bu çöplüklerden kazandığını ve bu insanların Bursa ekonomisine yılda 30 trilyon lira kazandırdığını ifade ediyor.

Bursa sokaklarına daha doğrusu Bursa çöplüklerine indiğimizde 85 yaşında M.S. isimli bir dede dikkatimizi çekiyor. Elindeki bastonla bile yürümekten acizken o saatlerce dolaşarak çöplerin içinden satabileceği bir şeyler bulmaya çalışıyor. Tüm bu çile bir dilim ekmek uğruna… İlerlemiş yaşına rağmen hâlâ hayalleri var.

Bir diğer dramın yazarı H.K. çilesine rağmen “Çok şükür. Ekmek paramızı kazanıyoruz.” demekten de geri kalmıyor. Bir bayram sabahı bayram hediyesini çöpten çıkarıyor çocuklarına.

Her işin bir raconu var!

İstanbul’da her isteyen her istediği yerde çöp toplayıcılığı yapamıyor. Artık bu işin de bir raconu ve mıntıkası var. Bir bölgeden başka bir bölgeye transfer olmak için belirli bir bedel ödemeniz gerekiyor. Bu da işin diğer bir boyutu.

Ya sonra…

Hal böyleyken soframızdan artan ekmeklerimizin önce çöpe, çöpten de yine başka sofralara gittiğini düşünmek vicdanımızı sızlatıyor. Ve aklımıza toplumsal yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğunu getiriyor. Öte yandan gelişen teknoloji çöp ayrıştırmacılığı işini kolaylaştırıp kurulan tesislerle geri dönüşümü kolaylaştırıyor. Ancak düşündüren bir yanı var bu gelişmenin. Kurulan tesisler ve çöp merkezleri sonrasında çöp toplayıcılığının sonu gelmiş olacak. İşleri tükenen bu insanlar acaba daha sonra ne yapacaklar? Zaten işsiz olarak bildiğimiz bu insanlar çöp ayrıştırıcılığını bir iş olarak görüyorlardı. Ya sonra ne olacak? Sayıları hızla artan bu insanlar nasıl geçinecekler?

 

Bunu Paylaş

Bir Cevap Yazın