Bu fikre inanmak, tasarının mimarı Marsilya milletvekili Cezayir asıllı ve Fransa-Ermesintan Dostluk Grubu Başkan YardımcısıValerie Boyer’in başının altından çıkmasını kabul etmek kadar safiyane bir yaklaşım.
Oysa gerçek bundan çok daha öte bir şey.
Almanya, imparatorluk günlerine dönmenin hayalini Avrupa Birliği kılıfı ile dünyayı ikna etmeye çalışıyor. Berlin’in bu hedefi, AB’nin girdiği derin kriz sonrasında takındığı tavırla daha net bir şekilde ortaya çıktı.
İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği anlaşmalarla eli kolu bağlı olan Almanya, yalnızca ekonomi ve teknoloji alanına yoğunlaştı. “Mağlup Almanya” geliştirdiği silahları bile 1980’li yıllardan sonra ancak Fransa ile dünya pazarlarına çıkarabildi.
Fransa 2009 krizinden sonra bütünüyle Almanya’nın güdümüne girmiş oldu. Almanya ile Fransa arasında 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasındakine benzer bir ilişki ortaya çıktı. 1552-1554 yılları arasında İstanbul’da Venedik elçisi olarak bulunan bolyos Antonio Erizzo, “Osmanlı, Fransa sayesinde Avrupa işlerine müdahale edebiliyor. Fransa’nın da bu ilişkiden çıkarları var” dediği gibi bir durum söz konusu.
Bugün ise bu Almanya-Fransa ikilisi, Türkiye’nin önünü kesmek için kolkola bir mücadeleye girmiş bulunuyor. Görünürde Sarkozy’nin yürüttüğü bu savaşın aslında üç ayrı nedeni var:
Birincisi AB üyeliği: Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde yer almasını istemeyen AB ülkeleri ve yöneticilerinin öncülüğünü Sarkozy yürütüyor. Sarkozy, bu rolü ile aslında Fransa Cumhurbaşkanı kimliğinden öte bir rol üstlenmiş durumda. AB içindeki Türkiye muhaliflerinin öncülüğünü yapıyor.
İkincisi Fransa-Türkiye rekabeti: Gelişmişliğini sömürgeci ruhu sayesinde sağlayan Fransa, son yıllarda eski müstemlekesi konumundaki ülkelerin hepsinde önüne Türkiye çıkıyor. Çad’dan Nijer’e Cezayir’den Tunus’a Libya’ya kadar. Türkiye’nin açılımları, eski sömürgelerini müstakil uydu devletler konumunda sürdürmek isteyen Fransa’nın işlerini bozuyor. Libya’daki aceleciğinin altında bundan başka sebep aramak doğru değil.
Fransa, “1911 ile 1923 yılları arasında nereleri kaybetmişsek, hangi topraklardan çekilmişsek 2011-2023 yılları arasında o topraklarda tekrar kardeşlerimizle buluşacağız” diyen bir Türkiye’yi (Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Erciyes’te kullandığı ifade) kendisine en büyük rakip olarak görmekte.
Üçüncüsü ise şahsi kini: Dedeleri Osmanlı topraklarından göçüp giden Yahudi kökenli (Yunanistan göçmeni) bir ailenin ferdi olan Sarkozy, Türkiye’ye özel bir kin taşıyor. Türkiye aleyhinde yürüttüğü çabalarla, kişisel intikamını da tatmin etmiş oluyor.
Bütün bu yaklaşımları bir kenara bırakarak Sarkozy’nin bütün bunları “seçim kazanmak için yapıyor”olarak görmek yaşananları çok küçümsemek olur.
Yaşadıklarınızı doğru tanımlayamazsanız soruna çözüm üretemezsiniz.
Ünal TANIK / Rotahaber
unaltanik@gmail.com
















